11 Nisan 2013 Perşembe

ZORBA NE BUYURMUŞ ?



Kendimi bildiğimden beri  sadece iyi insan- kötü insan ayırımı yaptığım için kavgaları, mücadeleleri, ötekileştirmeleri ve dışlamaları anlayamıyorum. Zihnim böyle programlanmamış, ne kadar zorlasam da havsalam almıyor, empati falan yapamıyorum  'kavgacı' zihniyetle. İnsan doğuştan mı böyle ( sık sık bunun doğruluğunu düşünüyorum) yoksa çevre, yaşanmışlık, birikimle mi şekilleniyor bu düşünceler ( muhtemel ki hepsinin bir karışımı) bilemiyorum.

Edebiyatçı insana ait duyguyu, düşünceyi en sade haliyle anlatabilen kişi. Kazancakis'de bunlardan biri. Bakınız pek sevdiğim roman kahramanı (belki de en sevdiğim, Budala'nın Prens Mişkin'i ile beraber ) Alexis Zorba ne diyor:

 "Bir zamanlar diyordum ki: Bu Türk'dür, bu Bulgar’dır ve bu Yunan'dır. Ben vatan için öyle şeyler yaptım ki patron, tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağma ettim… Neden? Çünkü bunlar Bulgar’mış, ya da bilmem ne… Şimdi kendi kendime sık sık şöyle diyorum: Hay kahrolasıca pis herif; hay yokolası aptal! Ve kendimi böyle azarlıyorum. Yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: Bu iyi adamdır, şu kötü. İster Bulgar olsun, ister Rum! Hepsi benim için; şimdi iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum. Ve yediğim ekmek üzerine yemin ederim ki, ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamağa başladım gibime geliyor. Ulan, ister iyi, ister kötü olsun be! Hepsine acıyorum işte… Boşversem bile, bir insan gördüm mü içim cız ediyor. Nah diyorum, bu fakir de yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, onun da Tanrı’sı ve zıt Tanrı’sı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek… Hey zavallı hey! Hepimiz kardeşiz be… Hepimiz kurtların yiyeceği etiz."

Bundan fazlası boş lakırdı olur.

10 Nisan 2013 Çarşamba

GO OYUNU ÜZERİNDEN DÜNYAYI VE MEMLEKETİ KURTARMAK




Hep söylerim ne varsa çekiklerde var diye. Dünyanın ve özellikle bugünlerde memleketin durumunu arpacı kumrusu gibi düşünüp dururum. Efsaneye göre Yusuf ismindeki kardeşini arayan bir kız kumruya dönüşmüş, o gün bugün 'Yusuf, Yusuf ' diye kardeşini ararmış. Bir yandan arpacı kumrusu gibi düşünürken yusuf yusuf hallerimizin müsebbibi elbette güzel kumru kuşu değil. Ata
ların söylediği herşeyde de bir hikmet var. 'Ah yerde kalmaz' sözü hep kendi kendini doğrulayan bir önerme adeta. Şu an insanlığın ne kadar sorunu varsa geçmişte yapılan hataların karşılarına bir bir dikilmesi.

Muriel Barbery 'nin 'Kirpinin Zarafeti' kitabını okurken tüm düşüncelerimin çekiklerin icadı bir oyun üzerinden küçük bir özeti çıktı karşıma. Go oyunu !

"Satrançda yenmek için öldürmek gerek, Go'da yaşamak için inşa etmek gerek. Oyunun hedefi ötekini yemek değil, daha büyük bir alan inşa etmektir. Mücadele evreleri olabilir, ama bunlar amacın, yani kendi topraklarını yaşatmanın hizmetindeki araçlar. Go oyununun en güzel yanlarından biri, kazanmak için yaşamak gerektiğinin kanıtlanmış olması. En açgözlü olan oyunu kaybeder. İncelikli bir denge oyunu, ötekini ezmeden avantaj sağlamak gerekiyor. Sonuç olarak, yaşam ya da ölüm iyi ya da kötü inşa edilmiş bir yapının sonucu.Yaşaman ve ölmen bir sonuçtur. Bu bir Go atasözü ve yaşam atasözü. Yaşamak, ölmek: Bunlar inşa edilmiş olanın sonuçları. Önemli olan iyi inşa etmek."

Ben de yeni bir amaç edindim. Go öğrenmek !!