18 Şubat 2013 Pazartesi

VERONİCA'YA MEKTUP IX




      Veronica, Veronica,

    Bugün, birbirimizi en son gördüğümüz zamanı düşündüm. Uzunca bir süreden sonra tekrar görüşmenin heyecanı ile, bana hep özenle örülmüş bir danteli andıran Adriyatik kıyılarını ilk kez görecek olmanın telaşı birbirine karışmıştı. Aslında birbirine karışmış o kadar çok duygu vardı ki. Her ikimiz de hayatlarımızın tekinsiz zamanlarındaydık, risk alıyor, kararlar veriyor, ülkeler, şehirler değiştiriyorduk. İşin garibi tüm bunlar bize çok doğal geliyor, içimizde hiçbir şekilde bir tereddüt hissetmeden yaşıyorduk. Sen bir ülkede ben başka bir ülkedeydim ama hayatı algılayışımız, hayallerimiz şaşırtıcı derecede benzerdi, sonra da hep böyle devam etmedi mi zaten? Önümüzdeki yılları bize sunulmuş sonsuz imkanlar, tecrübe edilecek pek çok deneyim, heyecan ve mutlulukla dolu hayal ediyorduk, yok aslında hayal değil büsbütün böyle olduğuna inanıyorduk.
    
Onca yıl içinde pek çok duyguyu bazen bileğimizdeki damarda nabzımızı parmağımızla hisseder gibi, yani aslında elinin altında canı, canlılığı hisseder gibi kuvvetli yaşadık. 'Mutluluk bu işte!' diye kadeh de tokuşturduk, 'İnsan işte böyle anlarda yaşadığını hissediyor' diye büyük, büyük laflar da patlattık. 'İnsanlar dans ettikçe günahları üzerlerinden dökülürmüş.' diye okuduk bir gün bir kitapta, aynı günün akşamında saatlerce kumsalda çılgın gibi dans ettik. Aşk acısı çektik, kalbimiz infilak edecek sandık. Üzüldük, 'Gözyaşlarımı toplasan Mogan gölü kadar ederdi' dedik bilgiç bilgiç. Bunca duygu içinde ben umutsuzluğu hiç sevmedim, özlemek ise hep çok zor geldi.
























Bu günlerde sevgili dostum,  mutlu ve huzurluyum lakin özlem o kadar çok ki..Hayatın bana sunduğu en güzel hediyelerden biri senin dostluğundur, seni çok özlüyorum. Arkadaşlığımızın o kadar büyük bir kısmı ayrı ayrı şehirlerde, ülkelerde geçti ki sana türkçe bir isimle seslensem Özlem ismi çok yakışırdı doğrusu.

Anneannemi çok özlüyorum, her gün istisnasız özlüyorum. En zoru bu hayattan kuş gibi uçup gitmiş birini özlemek. Ne çaresiz ne yakıcı bir duygu bu. Geçenlerde bir öykü okudum, büyülü gerçeklikle yazılmış. Yazarın 9 yıl önce ölmüş anneannesi pat diye telefon açıyor, buluşuyorlar. Beraber güzel bir gün geçiriyorlar ve sonra kadın bir taksiye binip gidiyor, hiçliğe. Yazar : 'Anneanne!' diyor, 'Bu benim hayatımın en güzel anı' .O kadar iyi anlıyorum ki !! Hem ben fotoğraf çekmeye neden anneannem yaşarken başlamadım, onun o güzel beyaz saçlarıyla fotoğraflarını neden çekemedim ?

Klişelerden nefret eden bir arkadaşımla klişe bile olamayacak, hafsalamın almadığı nedenlerle konuşmaz olduk.Oysa başka başka şehirlerde yaşasak da ne güzel arkadaştık bir bilsen. Şu kısacık hayatta bulmuşuz da bunamışız, neler, neler  ıskalıyoruz ardı ardına. Hayatlarımızın mihenk taşı olaylarında birbirimizin yanında olmadık, iki damla mutluluk gözyaşı dökemedik. Gerçi o 'cool'dur öyle duygulandığını falan pek belli etmez ama ben eminim iki damla yaş yuvarlardım, böyle anlarda hep başıma geldiği gibi, sonra işin yoksa gözünün akan sürmesiyle uğraş ! Olmadı işte.Uzun lafın kısası kızgınlığım uçtu gitti de, özlüyorum o alıştığım hasbihali.



Paris'i, ikinci evimi çok özlüyorum. Bugünlerde en çok da kafelerini. Paris'e olan aşkım pek çoğuna pek banal gelir de ( şöyle egzotik bir yer olsaydı bari, Gana? ) bir de Paris kafelerini çok özledim desem sıradanlığın doruklarında olmam neticesiyle, dudaklarının kenarında oluşuverecek, gizlemeye çalıştıkları müstehzi gülümsemeyi tahayyül etmekte zorlanmıyorum. Aslında ben bu duruma alışkınım. Esas evim Ankara'yı gerçekten sevdiğimi ve ona olan bağlılığımı anlatmaktan artık vazgeçtim. 'Ama deniz bile yok..' diye bir cümle duymaya  tahammülüm kalmadı. Bu bana ' ama sevdiğinin gözleri kahverengi ' demek kadar manasız geliyor. Kentlerin ruhları vardır, tıpkı insanlar gibi ve o ruha tüm kalbinle bağlanırsın. Peki bir şehrin kafeleri ne kadar özel olabilir, nihayetinde birkaç masa, birkaç sandalye, kahve, çay belki şarap..İşte buna cevap vermekte sevgilimin gülüşünün her seferinde içimi nasıl aydınlattığını anlatmak kadar zor. Bu tarz hisler anlatılmaz, onlar oldukları gibi vardırlar.

Zarfın içine Paris'de çektiğim fotoğraflardan koyuyorum. Nisan'da gelmek niyetindeyim. Sen gene de benim için bu akşamüstü bir kanal yürüyüşü yap .

Sevgiyle kucaklarım canım kardeşim.

E.