10 Kasım 2012 Cumartesi

İŞİMDEYİM, GÜCÜMDEYİM, GÜCENMEDEYİM



Havalar soğudukça iş hayatı ile ilgili kaygılarım artıyor. Güzel havalarda, sık sık kaçıp soluklandığımı, yenilendiğimi hesaba katarsak bunu anlamak zor değil. Elbette her insan kaçmak ihtiyacı duymayacağı tam tersi ayrılmaktan imtina edeceği işlerde çalışmalı. İnsan ömrünü ve çalışarak geçirdiğin zaman dilimini de hesap ederek düşünürsen aksi bir durumun gayri insaniliğini anında kavrıyorsun. Gel gelelim bu sözler telaffuzda güzel de tatbik edecek dış koşullar ve bunu hissedebilecek beşeri özellikler gerekiyor. Bu özelliklerden kastım kötünün içindeki iyiyi, çamurdaki çimeni görebilecek vasıflara sahip olmak. Bu yoksa zaten nafile, ütopyanın ortasına da düşsen gene vah vahlanacak birşey bulursun. Bende az çok  iyiyi görecek göz var da en azından bazal şartlarda dış koşullara ihtiyaç duyuyor bünyem. Bu koşullardan kastım boyası, sıvası değil elbette, öncelikle her işyerinin bir felsefesi olmalı: ekonomik çıkarların üzerinde tutacağı insani değerlerden oluşmuş bir felsefe.

Her çalışan çalıştığı yerde birey olarak var olabilmeli, kendi olabilmeli ki potansiyelini, yeteneklerini ortaya koysun. Gerekli zemin sağlanmazsa ve üstelik kişi sadece  tekel tarafından önceden  belirlenmiş bir minvalde hareket etmeye zorunlu tutulup tüm yaratıcılığı, özgünlüğü ve biricikliği baltalanırsa sadece sustalı maymun misali çalışanlar oluşur. Böyle bir işyerinin sıradanlıktan kurtulup parlaması bana göre mümkün değil. Belki para kazanılabilir, parlamakla para kazanmayı bir tutmuyorum. Başarı bunun çok ötesinde bir mefhum.
Çok paralar getirmese de bir sisteme, felsefeye sadık kalıp çalışmak, çalışanların her birinin kendini geliştireceği, kendini değerli ve mutlu hissedeceği bir çalışma ortamı yaratmak ve nihayetinde herkesin birbirini sevdiği, saygı duyduğu, hoşgörü ve yardımlaşma olan bir aile oluşturmak,benim için gerçek başarı tanımıdır.

İnsanların 'esas' hayatlarına saygı duymak ve insani çalışma saatleri ve ücretleri belirlemek bu yolda atılacak ilk minik adım. Verimli çalışma stratejileri oluşturulursa aynı miktarda iş çok daha kaliteli bir şekilde daha kısa çalışma saatleriyle yapılacaktır. İnsanların işyerlerinde boş boş geçirdikleri saatleri görüp duydukça buna daha derinden inanıyorum. Böylece çalışanın hayatını bir işe vakfettiği hissi yerini insani çalışmanın, verimliliğin huzuruna bırakacaktır.

Bu yazdıklarımı işverenlere okutsak pek çoğu yazdıklarımı ütopik bulup beni hayalperest olarak yaftalıyacaklardır. Ama biraz düşünseler içlerinden hiç çıkmayan sebepsiz iç huzursuzluğunun, ağızlarındaki kekremsi tadın nedenlerini de yine bu satırlarda bulacaklarına inanıyorum. Nafile, çok sıfırlı hesap defterleri huzur getirmiyor.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder