15 Ekim 2012 Pazartesi

VERONİCA'YA MEKTUP III



Can dostum, canım dostum Veronica,

Mektubuma yanıtını beklemeden yazıyorum. Böyle fırtınalı zamanlarda kendini kapattığını, ne konuşmak, ne yazmak istediğini bilecek kadar iyi tanıyorum seni. Arkadaşlığımız ise çetele tutmayı icap ettirecek dönemlerini geride bırakmış, olgunlaşmış, rüştünü çoktan ispat etmiştir. Yazmak isteyince yazar, konuşmak isteyince konuşuruz. Görmek isteyince görememek ise bizim değil aradaki denizlerin, kara parçalarının, kilometrelerin marifeti. Buna da şükür.

Daha iyi olduğunu ummaktan öte artık yavaş, yavaş toparlandığını biliyorum. Bu işler böyle çünkü. Bacağındaki yara nasıl sen istesen de istemesen de kabuk bağlıyor, yüreğindeki de pek farklı değil.  Yaşama bu kadar çok yakışan sen, daha ustalıkla sağaltacaksın kendini. Senden ivedilikle beklediğim budur.

Bana gelince yaşamımın hızından başım dönüyor Veronica. Bende de örselense de, hop diye yenilenebilen bir iştah var, yaşama iştahı. Kopan kuyruğu ne zaman yerine geldi diye şaşan bir kertenkele gibiyim. Bu durumda sürekli kovalıyor, yetinmek bilmiyor, en sonunda da yorgun düşüyorum. İlgi ve merakım dolayısıyla bilgim dağınık. Sistem, arşivleme, depolama nedir bilmiyorum, tüm bunlara zamanım yok. Aynı anda hem Akbük'de hem Paris'de olmak, hem Chopin hem Fitzgerald dinlemek istiyorum. Bir yanım Murakami bir yanım Dostoyevski okumak istiyor. Kafamda fikirler, projeler koşuşturup duruyor.

Yavaşlamak istiyorum,  ancak o zaman  geride bir iz kalacak, biliyorum, salyangoz misali.

Ne diyorsun bendeki bu hallere?

E.

2 yorum: