5 Ekim 2012 Cuma

VERONİCA'YA MEKTUP II



Sevgili Dostum Veronica,

Mektubunu aldım. Bana yazdığın onca mektuptan en çok buna sevindiğimi itiraf etmeliyim. Kuvvetle umduğun    ama emin olmadığın birşey gerçekleşince daha çok mutlu oluyor insan. Tuhaf değil mi ? Mektup aynı mektup, insan aynı insan halbuki. İnsan ruhunun yılankavi yollarını, ani dönemeçlerini anlamak ne kadar zor.
Bana er geç yazacağını biliyordum ama bir de 'acaba?' dedirten  deli inadın var ki, onu da benden iyi bilen yoktur sanırım. Derse kendini bir türlü veremeyip ama kalkıp yatmayı da kendine yediremeyip sabaha kadar masada öylece oturup kaldığın geceler gözümün önünde.

Kalbinin kırıldığını okuduğum satırdan itibaren bendeki o ilk sevinç uçtu gitti. Seni üzen henüz tanımadığım o adama önyargısız kalmaya çaba göstererek yazdıklarını okudum. Gündüzleri kapı, pencereleri ve hatta perdeleri sımsıkı kapatıp tüm insanları ve güneşi dışarıda bırakarak, geceleri  sigaraları ucuca yakıp uykusuz, gözleri nemli geçirirken onun gününü gün etmesine katlanamadığını söylüyorsun. Ah be Veronica ! Ne kadar naifsin. Kimse kendi kalbini kırmadan başkasının kalbini kıramaz. Bırak geçmişi, yırt at hesap defterini ve çık dışarı artık.Yaşadığın şehrin meydanları öyle güzel ki, gam kasavet bırakmaz insanda. Git nehir kenarına otur, dök zehrini sulara, bitir artık bu işi.

Eskiden de kalp ağrılarımızı, hayırsız sevgilileri birbirimize anlatıp dertleşirdik. Mektupla bu ilk oluyor. Şu an geç kalmış çocuğu için kaygılanan bir anne gibi hissediyorum kendimi, ağzımda metalik bir tat. Elimden gelen sana bol çiçekli bir fotoğraf göndermek, bakıp dünyanın ne kadar kahredici güzellikte olduğunu hatırlaman için.

Arkadaşın, E.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder