27 Eylül 2012 Perşembe

KAÇIŞ




Sabah esintisinin hafif ama  dirilik veren ürpertileriyle deniz kenarında yürüyorum. Tek başıma geldiğim bu sahil kıyıcığı mevsimin bitmesinden dolayı sessiz, deniz de bir o kadar kıpırtısız. Buraya gelmeye bir anda karar verip kendimi arabaya atsam da, yol boyunca neler yapacağımı tek, tek planladım. Pek öyle nizami yaşayan bir insan olmadığımı herkes bilir ama bu sefer herşeyi  düşündüm. Çok fazla detay olmamasının ferahlığıyla harfiyen uygulayacağımı farzediyorum.

Günlük planım çok basit: 1. Sabahları alıştığımın iki saat öncesinde kalkmış olacağım. 2. Deniz kenarında yürüyüşümü yapıp ardından ince tereyağ sürülmüş kızarmış ekmek, bütün kış kıl keçisi  tulumlarda bekletilen, adına İzmir tulumu denen ama aslında Bergama'ya ait olduğunu kaldığım yerin sahibinden en az bin kez dinlediğim  meşhur tulum peyniri  ve cevizden oluşan basit ama leziz  kahvaltımı edeceğim. 3. İşte son madde,buraya geliş sebebim: Geri kalan tüm zamanda, yaşadığım mutluluğu hücrelerime kadar sindirmekle meşgul olacağım. Bundan sonraki üç gün boyunca, şairin söylediği gibi, işim, gücüm budur artık benim.

Şaşırtıcı olduğunu tahmin edebiliyorum. Genelde bunaltıdan kaçıp sığınılır buralara, denizden medet umulur. Bu kez farklı. Tek başıma sabah ürpertileri, deniz kokusu ile yaşadığım bu mutluluğu yani seni harmanlamak niyetindeyim. Bugün, deniz kenarında hem eksik hem hiç olmadığım kadar bütünüm.Aşığım.

**Yazının kurgu olması hislerimin tıpatıp böyle olmadığını göstermez kaldı ki oturduğum masada kendimi deniz kenarında hissetmediğimi kim iddia edebilir.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder