28 Eylül 2012 Cuma

GEZEGEN DİYOR Kİ





"The plain fact is that the planet does not need more successful people. But it does desperately need more peacemakers, healers, restorers, storytellers, and lovers of every kind. It needs people who live well in their places. It needs people of moral courage willing to join the fight to make the world habitable and humane. And these qualities have little to do with success as we defined.”  ~ David Orr



***

"Basit gerçek, gezegenin artık daha fazla başarılı insana ihtiyacı olmadığıdır.  Fakat o ümitsizce daha fazla barışsevere, şifacıya, düzelticiye, hikaye anlatıcıya ve her tür aşığa ihtiyaç duyar.  O, yerlerinde iyi yaşayan insanlara ihtiyaç duyar. O, dünyayı daha yaşanabilir ve insani yapma savaşına katılmak isteyen, medeni cesareti olan insanlara ihtiyaç duyar. Ve bu özelliklerin bizim tanımladığımız başarı mefumuyla çok az ilgisi vardır."





27 Eylül 2012 Perşembe

KAÇIŞ




Sabah esintisinin hafif ama  dirilik veren ürpertileriyle deniz kenarında yürüyorum. Tek başıma geldiğim bu sahil kıyıcığı mevsimin bitmesinden dolayı sessiz, deniz de bir o kadar kıpırtısız. Buraya gelmeye bir anda karar verip kendimi arabaya atsam da, yol boyunca neler yapacağımı tek, tek planladım. Pek öyle nizami yaşayan bir insan olmadığımı herkes bilir ama bu sefer herşeyi  düşündüm. Çok fazla detay olmamasının ferahlığıyla harfiyen uygulayacağımı farzediyorum.

Günlük planım çok basit: 1. Sabahları alıştığımın iki saat öncesinde kalkmış olacağım. 2. Deniz kenarında yürüyüşümü yapıp ardından ince tereyağ sürülmüş kızarmış ekmek, bütün kış kıl keçisi  tulumlarda bekletilen, adına İzmir tulumu denen ama aslında Bergama'ya ait olduğunu kaldığım yerin sahibinden en az bin kez dinlediğim  meşhur tulum peyniri  ve cevizden oluşan basit ama leziz  kahvaltımı edeceğim. 3. İşte son madde,buraya geliş sebebim: Geri kalan tüm zamanda, yaşadığım mutluluğu hücrelerime kadar sindirmekle meşgul olacağım. Bundan sonraki üç gün boyunca, şairin söylediği gibi, işim, gücüm budur artık benim.

Şaşırtıcı olduğunu tahmin edebiliyorum. Genelde bunaltıdan kaçıp sığınılır buralara, denizden medet umulur. Bu kez farklı. Tek başıma sabah ürpertileri, deniz kokusu ile yaşadığım bu mutluluğu yani seni harmanlamak niyetindeyim. Bugün, deniz kenarında hem eksik hem hiç olmadığım kadar bütünüm.Aşığım.

**Yazının kurgu olması hislerimin tıpatıp böyle olmadığını göstermez kaldı ki oturduğum masada kendimi deniz kenarında hissetmediğimi kim iddia edebilir.




24 Eylül 2012 Pazartesi

VERONİCA'YA MEKTUP I



Kadim Dostum Veronica,

Biliyorum sana yazmamam gerek. Halbuki tam da, kendine has bir kararlılıkla ' Hücrelerine kadar yerleşmiş hassasiyetten kurtulmadıkça bana yazma, kalbinin kırıldığını görmeye dayanamıyorum.' demiştin. Ben de, sana yazmamaya dayanamıyorum sevgili dostum. Yılların dayattığı bir alışkanlık, sana anlatmadan ne mutluluğum tam oluyor ne de hüzün hüzne benziyor. Bir karikatüre gülüyorum mesela, ardından sana anlatmak geliyor içimden, menevişlenen bir gökyüzü varsa parmağım hemen havaya kalkıyor, sonra eksikliğinle parmak hüzünle iniyor eski yerine. Ben senin dostluğuna alışmışım Veronica, madem ki uzaktasın şimdi, sana yazmadan duramam.

Hassasiyete gelince olduğu yerde duruyor. Bu öyle sigarayı bırakmak gibi birşey değil ki. Senden istediğim bana bu konuda diretmekten vazgeçmen. Velev ki bu mümkün, ben artık başka birisi olurum, kendimden uzaklaşırım. Karşında en yakın arkadaşını değil suretini görürsün.

Ben kabullendim artık; beni derinden etkileyen olaylara başkalarının burun kıvırıp geçmesine de alıştım. Çok uğraştım, yeminler ettim sonra aniden birgün insanın kendine ait bir parçadan kurtulmaya çalışmasını anlamsız ve büsbütün gülünç bulmaya başladım.

Diyeceğim o ki Veronica, ben sana yazmaya devam edeceğim ve çok zamanlar  yazdıklarımın içinde sana göre haddinden fazla duyarlılık olacak. Artık ister oku, ister yırt at.

Daima dostun.

THE LAUGHING HEART


your life is your life
don’t let it be clubbed into dank submission.
be on the watch.
there are ways out.
there is a light somewhere.
it may not be much light but
it beats the darkness.
be on the watch.
the gods will offer you chances.
know them.
take them.
you can’t beat death but
you can beat death in life, sometimes.
and the more often you learn to do it,
the more light there will be.
your life is your life.
know it while you have it.
you are marvelous
the gods wait to delight
in you.

Charles Bukowski

GÜLEN KALP

hayat senin hayatın
izin verme itilmesine, kederli teslimiyetin içine.
hazır ol beklediğine.
çıkış yolu vardır elbet.
ışık var bir yerde.
belki çok parlak değil ama
defeder karanlığı.
hazır ol beklediğine.
tanrılar sana şanslar sunacak.
tanı onları ve kullan.
ölümü yenemezsin ama 
yaşarken ölmeyi yenebilirsin, bazen
ve sen bunu yapmayı daha fazla öğrendikçe
daha çok aydınlık olacak.
hayat senin hayatın.
tanı onu, ona hala sahipken.
sen muhteşemsin.
tanrılar bekler mutlu etmek için seni..








23 Eylül 2012 Pazar

BİR KONSERİN ANATOMİSİ



Her hayal, hayal olarak kalmaya mahkum değil, kimisi de sen daha ne olduğunu anlamadan pat diye düşüyor gününün ortasına. Geçen sene geç haberim olup Leonard Cohen'i  canlı dinleme fırsatını kaçırınca pek üzülmüş, kendi kendime söz vermiştim: ' şayet bir daha gelirse mutlaka!! '  Bunu söylerken bir yanım bir daha gelmeyeceğinden kesin emindi aslında, 77 yaşında bir insanın bu kadar sık turne yapması çok alışıldık birşey değil nihayetinde. Herşey öngörüldüğü, farzedildiği gibi olmaz, hayatı anlaşılmaz kılan da bu oyunculuğudur. Gün oldu devran döndü zatı muhterem yeniden gelmeye karar verdi ve  19 eylülde İstanbul Ülker Arena spor salonunda  büyük bir huşu içinde dinledim onu. Bir rüya gerçeğe dönüştü, ne mutluluk.





Pek meşakkatli bir organizasyon oldu, bir  iş çıkışı İstanbul'a gidip ertesi sabah ilk uçakla döndüm.Verdiğin emek arttıkça aldığın keyif oranı da artıyor sanırım. Bu hafta kulağımda hep aynı, titreten ses ..

22 Eylül 2012 Cumartesi

BURLA HEP BİZİM




Vartan Estukyan twitterda şöyle bir anektod anlatmış:

Starbucks'ta bir gün:
-Mocha lütfen.
-İsminiz?
-Vartan.
-Efendim?
-Vartan.
-Anlamadım.
-Vartan.
-Pardon tekrar eder misiniz?
-Var..Neyse, Can.

Uzun, uzun zamanlardır birlikte yaşadığımız insanlara  yabancılaşmamız, bir günümüz hikayesiyle bir anda  gözler önüne serilir. Olay tümden mantıksız gelir, saçmalaşır. İki insanı yakınlaştıran aynı toprak, aynı dil, aynı yaşanmışlıklar silsilesi iken biz bu insanların isimlerine de, şarkılarına da, yemeklerine de külliyen yabancıyız. Bu gerçekle dillere pelesenk olmuş 'tüm insanları kucaklamak' lafı balon gibi bomboş havada asılı kalıyor. Kaldıki bu lafların yavanlığının söyleyen dahil herkes farkında, boşluk doldurmak, birşey söylemiş olmak için söylenen sözler.Klişelerden çok sıkıldık artık.

Hep gereksiz bir temkin duygusuyla mesafe koyma, yabancılaştırma. Aslında yabancılaşma, tek düzeleşme, yalnızlaşma. İnsanın insana ettiği, insanın kendine ettiği işte budur. Halbuki bir insanın dünyasına girebilmek zenginliktir, yeni bir şarkı, bilmediğin bir yemek, yeni isimler, yeni yüzler. Hal böyleyken kimsenin hayatın sıradanlığından yakınmaya hakkı yok. Herkes kendi hayatının yapı ustasıdır, bu yaşam şekillerinin bütünü de toplumların karakterini oluşturur. Düşünmeden, sorgulamadan yaşayınca  problemler kronikleşiyor. Kişisel olsun toplumsal olsun sorunlar ancak içten kucaklaşmalarla çözülebilir. Bunu bir anlasak  .

**  Vartan Estukyan'ın twitter yazısı kendi izniyle kullanılmıştır.