20 Mayıs 2010 Perşembe


Şükür ki kendimle aram iyi. Çünkü bazen sadece kendim var, başka kimse yok. Bazen herkes var, ben yokum. Aslında ben 'hayatın okşaya, okşaya öğrettiği gerçekler' isimli bir liste yapmalıyım. Listenin başına 'kendinle aranı iyi tut' maddesini döşemeliyim.
İçimdeki sergüzeşt tutkusunu; yorulmak bilmez oyunbaz çocuğu; mavi, mavi huzuru elimden alabilecek kimse yok, yok olmasına da, paylaşmakla artar tüm bunlar, anlayanla, kadir kıymet bilenle. Hayat işte o zaman tadından yenmez.

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Sahip oldukça azaldığımı yirmili yaşlarımın sonunda, ince bir sızıyla kavradım. Yaşam alanımı işgal etmeye başlayan nesnelere anlamsızca tutunmaktan, hele hele onlara manalar atfetmekten o yıllarda vazgeçtim. Birlikte içilen şarabın mantarları yok yani artık hayatımda. Belki bir çiçeğe yer vardır kitaplarımın arasında ama hepsi bu.

Ben artık sesleri, kokuları, gülüşleri, 'dur, kal öylece zihnimde! ' diye bağırdığım anları biriktiriyorum. Mutlulukla..

18 Mayıs 2010 Salı

Ayşe'ye Mektup

Sevgili kardeşim,

Ne zamandır kafamı toplayıp yazmaya çalışıyorum, başaramadım şu ana dek. Kafamda o kadar çok düşünce var ki. Annelik üzerine sıkça düşünüyorum örneğin.

Anne ile babayı ayıran, kabaca dokuz ay taşıma ve akabinde kendi sütünle besleme hikayesi ise acaba anneyi farklı kılan o hep fazlaca romantik bulduğumuz 'karında kıpırdadığını hissetmek','içinde bir canlı taşıma hissi','emzirirken yaşandığı tariflenen huşu durumu' falan gibi ayrıntılar mı acaba? Eğer böyle ise bunları muhtelif insanlardan defalarca dinlerken arkadaşlarımı fazlaca romantik(aslında sevimli ve içten)bulduğum için kızmalıyım kendime. Ben aynı durumu yaşadığımda/yaşarsam hepsinden beter olacağımı da adım gibi biliyorum. İroniyse ironi :)

Ama bir dönem, yaş itibariyle etrafımdaki tüm üreme çağındaki eş, dost bir araya geldiğinde 'tekmeledi, tekmeledi!!','folik asit içilmeli mi, içilmemeli mi?' 'bizim oğlan güldü, baktı, a dedi, z dedi' muhabbetlerinden çok bunaldığımı itiraf etmeliyim. Sanki çocuktan önceki lisanlarını; ne konuşurduk, neye gülerdik hepten unutmuşlardı. Bana uzak sohbetler ediyor, anlamayı başaramadığım duygular paylaşıyorlardı ve ben kendimi yabancı hissediyordum. Bu yeni dünyaya gelen sevimli küçük insanlar kırk yıllık dostlarımla arama girmişlerdi adeta :)

Süslenmiş hastane doğum odalarından,üzerinde 'it is a boy' , 'it is a girl' yazan balonlardan, ikram edilen boyalı 'cookie' lerden de nefret ettim. İtirafsa itiraf :)

Ama bugünlerde anlıyorum ki; bu anne, baba olma durumu gerçekten farklı ve bir kere küçük bir insan meydana getirince değişiyor, dönüşüyor kişi. Bebekle ilk kez selamlaşıp ' baban ve ben ne olursa olsun seni herşeyden koruyacağız' dediğin andan itibaren bambaşkalaşıyorsun. Garip güçlerle donanıyorsun adeta.

Ben bu sene tüm bu duygularla annemin ve senin anneler gününü kutladım Ayşecim, duydun mu?

Hepinizi çok özledim..

Hasret ve uzun uzun yollar ne zor..