20 Mart 2010 Cumartesi


Kırmızı biberlerin arasından görece daha normal boyutlarda, doğala yakın olanlarından dört tane; kabaklardan annemle küçükken gittiğim pazar alışverişlerinden aklıma kazınmış bilgi kırıntılarının mihmandarlığında, açık yeşil ,orta boy iki tane alıp manava uzattım. Esnafın en kalenderi bu adamın sayıyla alınan sebzenin parasızlıktan, hesaplılıktan falan değil düpedüz yanlızlıktan olduğunu anladığını bakışlarından okudum. Bana üzgün gözlerle baktı. Haksız da sayılmaz. Yalnızlık insana bazı nimetler sunarken, bedelini yalnız yediğin yemeklerin boğazına düğümlenmesiyle ödetiyor zaman zaman.

Evdeki soğanlardan bir orta boy rastgele alındı ve yeni gelen kırmızı biberler ve kabaklarla birlikte yıkanıp doğrandı. Hepsi birden sızma gezdirilmiş tavada yerlerini aldı. Orta harlı ateşte bir o yana bir bu yana, tahta kaşık eşliğinde salınırken tepelerinden soya sosu yağdırıldı. Köri ve çam fıstığı sepelendi. Mutfakda oluşan koku o kadar cazipti ki öyle fazla ılınmasını falan beklemeden tabağa koydum, yanına bir kadeh kırmızı şarap.

O anda birden bire 'O' dedim 'kesin bayılırdı bu yemeğe'

Gerisini biliyorsun..Sensiz boğazımdan geçmedi..

Yemek de heba oldu, ben de..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder