20 Mart 2010 Cumartesi


Kırmızı biberlerin arasından görece daha normal boyutlarda, doğala yakın olanlarından dört tane; kabaklardan annemle küçükken gittiğim pazar alışverişlerinden aklıma kazınmış bilgi kırıntılarının mihmandarlığında, açık yeşil ,orta boy iki tane alıp manava uzattım. Esnafın en kalenderi bu adamın sayıyla alınan sebzenin parasızlıktan, hesaplılıktan falan değil düpedüz yanlızlıktan olduğunu anladığını bakışlarından okudum. Bana üzgün gözlerle baktı. Haksız da sayılmaz. Yalnızlık insana bazı nimetler sunarken, bedelini yalnız yediğin yemeklerin boğazına düğümlenmesiyle ödetiyor zaman zaman.

Evdeki soğanlardan bir orta boy rastgele alındı ve yeni gelen kırmızı biberler ve kabaklarla birlikte yıkanıp doğrandı. Hepsi birden sızma gezdirilmiş tavada yerlerini aldı. Orta harlı ateşte bir o yana bir bu yana, tahta kaşık eşliğinde salınırken tepelerinden soya sosu yağdırıldı. Köri ve çam fıstığı sepelendi. Mutfakda oluşan koku o kadar cazipti ki öyle fazla ılınmasını falan beklemeden tabağa koydum, yanına bir kadeh kırmızı şarap.

O anda birden bire 'O' dedim 'kesin bayılırdı bu yemeğe'

Gerisini biliyorsun..Sensiz boğazımdan geçmedi..

Yemek de heba oldu, ben de..

19 Mart 2010 Cuma


Gözlerinden akan geçmiş zamanı avuçlarında biriktirdi. Bakır bir kaba koyup üzerini beyaz bir patiskayla kapattı. Günlerce bakır kapta dinlenmede kaldı geçmiş zaman. Gündüzleri güneş vurdu üzerine, geceleri ay şavkıdı. Ara ara tekir kedi gelip merakla kokladı. Zaman el verdikçe tortularını dibe bıraktı, arındı.

Birgün 'tamam' dedi kadın 'artık zamanıdır' . Kabın yüzeyindeki; neşeli, oyunbaz ama dingin, gümüşi zamanı alıp usulca göz pınarlarından yerine doldurdu.

Kalktı.

Islık çalarak iki yanı meşeli, güneşli sokakda yürümeye başladı.

Kendi farkında değildi ama meşe ağaçlarının hepsi gülümsediğini gördü.

18 Mart 2010 Perşembe

Tavuk Suyu Çorba


Bahar güneşinin taze ışıkları üzerimizde, içtiğimiz tavuk suyu çorbanın tadı zihnime kazındı. Bundan sonra sen yanımda olsan da , olmasan da ; oyuncu hafıza zaman zaman önüme en canlı haliyle serecek bu anı ve gülümseyeceğim. Çünkü etrafımız alev alev yanarken yaşadığımız o kısacık soluklanma anında eni konu mutluyduk, değil mi??
Ah be canım!

Bakış


Bir zaman ayarlayalım; sen, bana usul usul bak.

Terazi


Terazide, seni tüketip bitirmenin korkusu, daha fazlasını istemekten ağır çekiyor. Bu kadarıyla yetinmemin müsebbibi terazidir.

17 Mart 2010 Çarşamba

Mavimsi


Ben, sendeki mavide sağaldım. Sen bendeki hangi renktesin?

Lodos


Görüntün göz kapaklarımın altına kazınmış, gözlerimi her kapattığımda seni görüyorum. Biliyorum ki her gözümü açtığımda birbirimizi göreceğiz. Gerçekten görmeyeceğiz ama göreceğiz. Ben mavide, sen kimbilir neyde?

Lodos koktuğunu daha önce söyleyen oldu mu?
Ah be canım !

11 Mart 2010 Perşembe

Taş ve Adam


Biz gündüz gecenin takipçisidir diye bilirdik. Öyle değilmiş. Bazı gecenin mürekkebi gündüzü boyar, ışığı tutsak edermiş meğer.

Biz çiçek dalından kopunca canı yanmaz diye bilirdik. Öyle değilmiş. Akan özsuyu çiçeğin gözünden gelirmiş meğer.

Biz her cismi olanı adam sanırdık. Öyle değilmiş. Kiminin suretinden okunurmuş kalbinin taşı meğer.
Alında birkaç çizgi gerekirmiş görmek için adamı ve taşı.
Ekseriyetle taşı.