14 Ocak 2010 Perşembe

Bir Fotoğrafa Güzelleme


Ben o gün Galata kulesinden İstanbul'u seyrettim. Ağır bir aralık günü gözlerimin gördüğü sereserpe bir İstanbul'du ama aklım altıyüz yaşında ki bu kocaman kızın, heybetli ve fütursuz Eyfel kulesi ile aşkındaydı. Bedri Rahmi'den duymuştum aşık olduklarını. Aslında ayrılık havadisleri daha tez duyulur, dillendirilmeleri mutsuz hayatların panzehiridir, en kuvvetlisinden. Mutsuzluk içinde çırpınan ve bir aralık bulup akamayan bunalmış kalpler başkalarının mutsuzluğu ile bir bardak serin su içmiş gibi ferahlar, huzur bulur, yatışırlar. Ötekinin mutsuzluğu üzerinden edinilen bu geçici afyonlanma hali vicdanlara bir parça ağır gelse de olsun, sonuçta baldıran zehirlerini kalplerine akıtanlar düşünsün o kadarını da.

Eyfel ve Galata birbirlerinden epeyce uzakta her gün pek çok kişiyi içlerinde konuk eder. Bu insanlar uzun kuyruklara girer, sabırla ,sıkılmadan bekler. İlle de en tepeye çıkılacak ve şehre şöyle bir tepeden bakılacak. Tepeden bakmaya bu eğilim, insanoğlu ve kızlarının hakim olma içgüdüsünden mi gelir yoksa kişinin herkese ve her şeye kuşbakışı bakma yoluyla verimsiz bir büyüklenme mücadelesi midir? E şehirler de şehir ama. İnsanı ilk selamlamada belinden kavrayıveren, başını dumanlayan bu şehirlerde soluk aldığın her saniye evrildiğini; yakanı bir daha asla bırakmayacak marazi bir aşkın, kalbinin kanamaya en meyilli yerine mevzilendiğini hissedersin. İş işten geçmiş, macera başlamıştır artık. Sen terk ettiğin an şehir sadece senin bedenini çekmeye meyilli kocaman bir mıknatıs olur çıkar. Aşık olduğun şehir bir ömür çağıracaktır seni artık. Topluiğnenin mıknatısa direndiği nerede görülmüş. Sen de elbette direnemiyeceksin.

Kıstasları ve kıyaslamaları da peşinen reddetmişlerdir. Paris mi, İstanbul mu? İstanbul mu, Paris mi? Ne beyhude bir cevap arayışı. Halbuki bazı soruların cevabı yoktur, şehirler bunu çoktan öğrenmiştir. Bizim aşık kuleler hergün yüzlerce sevgiliyi karşılar. Paris’de bir kadın sevgilisine sarılmaktadır, Eyfel’in içi cız eder. İstanbul’da bir adam sevgilisinin soğuktan buza kesmiş ellerini ısıtmaktadır, Galata kulesi içinin soğuğundan ürperir. 400 yıl beklemiştir Eyfel’i, dile kolay. Hezarfen Ahmet Çelebi de yoktur ki artık, uçup mektup götürsün Eyfel’e. Martılarla haberleşir, lodosla sarılır, yağmurlarla öpüşürler.

Kavuşmak… mümkün müdür?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder